AB’nin Sakharov insan hakları ödülü bu yıl Rusya’da cezaevinde bulunan Navalny’e verildi

Avrupa Parlamentosu, Rusya’da cezaevinde bulunan muhalif Aleksey Navalny’e, Sakharov insan hakları ödülü verilmesini kararlaştırdı.

Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) Avrupa Halk Partisi (EPP), toplumsal medya hesabından, AP’deki siyasal grupların oylarıyla bu yılki ödülün Sakharov’a verilmesinin kararlaştırıldığını duyurdu.

EPP’den meydana getirilen açıklamada, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, Navalny ile beraber ülkedeki tüm siyasal mahkumları özgür bırakması istendi.

Navalny’nin yanı sıra Afganistan’da eşitlik ve insan hakları için çalışan 8 hanım, Bolivya’da 2019’da bir süre geçici devlet başkanlığı meydana getiren ve şu anda tutuklu bulunan siyasetçi Jeanine Anez öteki adaylar arasındaydı. Navalny için 15 Aralık’ta Avrupa Parlamentosu Genel Kurul oturumunda bir merasim düzenlenecek.

Avrupa Parlamentosu’nun her yıl insan hakları ve fikir özgürlüğü alanında verdiği Sakharov Ödülü, 1995 senesinde Türkiye’den Leyla Zana’ya verilmişti.

Cezaevindeki muhalif Navalny

Moskova Mahkemesi, 2 Şubat’ta Navalny’nin geçmişte yolsuzluk davası sonucunda verilen 3,5 senelik ertelenmiş hapis cezasını, evde geçirdiği cezayı da hesaplayarak 2,5 senelik düzgüsel hapis cezasına çevirmişti.

44 yaşındaki politikacı, şiddetli sırt ağrısı ve bacaklarındaki uyuşukluğun arkasından hapishane yetkililerinin doktorlarının kendisini ziyaret etmesine izin vermemesini protesto etmek için 31 Mart’ta açlık grevine başlamış, ondan sonra Nisan ayı sonunda sıhhat durumunun bozulması üstüne eylemine son vermişti.

NATO uyardı: Rusya, Ukrayna sınırına askeri yığınak yapıyor

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Rus ordusunun Ukrayna sınırı yakınında son haftalarda geniş çaplı ve alışılmadık şekilde yoğunlaştığını, bunun bahar aylarında Rusya’nın Kırım ve Karadeniz’de askeri yığınak yapmasıyla benzerlik taşıdığını söylemiş oldu.

Brüksel’deki NATO karargahında Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba ile görüşen Stoltenberg, toplantı sonrasında meydana getirilen ortak basın açıklamasında NATO’nun Ukrayna ile dayanışma içinde bulunduğunu altını çizdi.

“Gözümüz açık ve önümüzdeki zorluklar karşısında gerçekçi olmalıyız. Gördüğümüz oldukca mühim, Rusya askeri yığınak yapıyor” diyen Stoltenberg Rusya’nın niyetlerine ilişkin yorumda bulunmadı sadece “Son haftalarda Rus güçlerinin Ukrayna sınırı yakınında geniş çaplı ve alışılmadık yoğunlaşmasını görüyoruz. Bu durumu daha ilkin, Rusya’nın bu yıl daha ilkin Kırım ve Karadeniz’de gördük. NATO müteyakkız olmaya devam etmektedir” ifadesini kullandı.

Durumun kontrolden çıkmasının önlenmesi gerektiğine vurgu meydana getiren Stoltenberg Rusya’ya gerilimi azaltma, tırmanışı önleme ve askeri faaliyetleri mevzusunda saydam olma çağrısında bulunmuş oldu.

Rusya’nın provokasyonlarının ve saldırgan tutumunun kaygı deposu bulunduğunun altını çizen genel yazman “Kırım’ın yasa dışı ilhakını kabul etmedik ve etmeyeceğiz. Rusya’yı Donbas bölgesindeki militanlarını desteklemeye son vermeye çağırıyoruz” diye konuştu.

Ukrayna Dışişleri Bakanı: Her senaryoya hazırlıklı

Ukrayna Dışişleri Bakanı Kuleba ise Rusya’nın sınırlarındaki faaliyetlerinin arka planı mevzusunda hemen hemen kati bir kanıya varamadıklarını belirtti ve “Her senaryoya hazırlıklı olmalıyız. Ukrayna ve müttefikler yakın koordinasyon içinde olmalı ve Rusya’yı caydıracak, en fena senaryoyu önleyecek her türlü tedbiri almalıdır” dedi.

Ukrayna Cumhurbaşkanı Vladimir Zelenksiy 13 Kasım’da yapmış olduğu açıklamada ortalama 100 bin Rus askerinin Ukrayna sınırında bulunduğunu ve Rusya’nın etken askeri faaliyetleriyle ilgili Batılı ülkelerle informasyon paylaştıklarını belirtmişti.

Reuters haber ajansına informasyon veren bir NATO yetkilisi Rusya’nın mevzilendirdiği askeri ekipman içinde tanklar, kundağı motorlu topçu sistemleri ve zırhlı muharebe araçları bulunduğunu, Rusya’nın geçen ilkbaharda askeri yığınak yaparken çekilen fotoğrafların toplumsal medyaya yansıdığını ve bunu önlemek için bu kez gece harket ettiklerini belirtti.

Gazetecilere demeç veren Litvanya Dışişleri Bakanı Gabrielius Landsbergis de Batı’nın internasyonal toplumun dikkati Rusya’nın Belarus’taki kalıcı askeri varlığına çevrilmişken Ukrayna’ya bir hücum ihtimalini gözardı etmemesi gerektiği uyarısında bulunmuş oldu.

Avrupa Hakkaniyet Divanı eşcinsel ailelerin tüm AB üyelerinde tanınmasına hükmetti

Avrupa Hakkaniyet Divanı, bir Avrupa Birliği (AB) ülkesinde aile olarak kabul edilen eşcinsel çifterin ve evlatların statüsünün tüm üyelerde tanınmasına karar verdi.

Mahkemenin sonucuna nazaran herhangi bir AB üyesi ülkenin eşcinsel çiftin çocuğuyla ebevyn ilişkisi bulunduğunu kabul etmesi halinde çocuğun özgür dolaşım hakkının güvence altına alınması açısından öteki tüm üyelerin de bu sonucu tanıması öngörülüyor.

Emsal dava Bulgar yetkililerin uyruğu değişik eşcinsel çiftin Sara isminde yenidoğan bebeğine “bir kişinin iki anası olması imkansız” nedeni öne sürülerek doğum belgesi vermemesi üstüne açılmıştı.

Mahkeme sonucu bebek Sara’ya Bulgar pasaportu düzenlenmesini hükmetti.

“Gökkuşağı ailelerin haklarını eşit şekilde kullandığını görmek istiyoruz”

Sara’nın davasını LGBT+ hakları için çalışan sivil cemiyet kuruluşu ILGA-Europe Avrupa Hakkaniyet Divanı’na taşıdı.

Mahkeme kararıyla ilgili bir değerlendirmede bulunan ILGA-Europe dava ekibinin başındaki Arpi Avetisyan kararın bir AB üyesindeki ebeveynlik hakkının ulusal kimlik nedeni öne sürülerek gözardı edilemeyeceği mevzusunda uzun süredir beklendiği şekilde bir açıklık getirdiğini belirtti.

Avetisyan “Bu karar AB’nin gerçek bir eşitlik birliği bulunduğunun ifadesi ve gökkuşağı ailelerinin özgür dolaşım ve öteki temel haklarını hepimiz şeklinde eşit şekilde kullandığını görmeyi sabırsızlıkla bekliyoruz. Bu kararın derhal uygulanması yalnızca bebek Sara ve ailesi için değil, AB çapında benzer zorluklar yaşayan tüm aileler için mühim” dedi.

Emsal davanın ayrıntıları

Bulgar Kalina Ivanova ve Cebelitarık doğumlu İngiliz vatandaşı Jane Jones 2019 İspanya doğumlu Sara’nın bu ülkede düzenlenen doğum belgesinde bebeğin anneleri olarak kayda geçti.

Sadece ebeveynlerin İspanyol vatandaşı olmaması sebebiyle bebeğin İspanyol vatandaşı olarak kayda girmesi mümkün olmadı. İngiliz yasaları gereğince Cebelitarık doğumlu bebek İngiliz vatandaşı olarak da kaydedilemedi.

Bunun üstüne Ivanova Bulgar makamlarından bebeğin bu ülke vatandaşı olarak kaydedilmesi için başvuruda bulunmuş oldu. Sadece eşcinsel birliktelikleri ve birliktelikleri yasal kabul etmeyen Bulgaristan bu başvuruyu reddetti.

Kimlik, geçişlik ve öteki resmi belgesi düzenlenemeyen ve vatansız kalma riski ile karşı karşıya kalan bebek Sara’nın eğitimi, sıhhat ve toplumsal güvenlik hakları tehlikeye girdi.

17-25 Aralık 2013’te neler oldu ve o devrin 17 aktörü bugün nerede?

Türkiye’de mühim bir kesim tarafınca cumhuriyet tarihinin en geniş çaplı ve en büyük yolsuzluk operasyonu olarak görülen, bir kesim tarafınca da hükümeti devirme teşebbüsü olarak tanımlanan 17-25 Aralık’ta yaşananların üstünden tam 8 yıl geçti.

17 Aralık 2013 sabahı, ‘rüşvet, görevi kötüye kullanma, ihaleye fesat karıştırma ve kaçakçılık’ benzer biçimde suçlamalarının yöneltildiği birçok şahıs devrin Cumhuriyet Savcısı Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç’in talimatıyla gözaltına alındı.

89 şahıs gözaltına alındı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekili Zekeriya Öz’ün koordine etmiş olduğu operasyonda o dönemdeki İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlu Sulh Güler, Iktisat Bakanı Zafer Çağlayan’ın oğlu Salih Kaan Çağlayan, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın oğlu Abdullah Oğuz Bayraktar, Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan, işadamları Ali Ağaoğlu, Reza Zarrab ve Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir’in de aralarında yer almış olduğu 89 şahıs gözaltına alındı.

Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, soruşturmayı hükümeti ve ekonomiyi hedef alan siyasal bir operasyon olarak değerlendirdi.

Hükümet yetkilileri yaptıkları açıklamalarda operasyonun arkasında Gülen Cemaati’nin bulunduğunu iddia ederek devleti ele geçirmeye çalışan bir ‘paralel yapı’ bulunduğunu öne sürdü.

Dosyanın denetim altına alınması

18 Aralık 2013’te İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturma dosyasının geniş olduğu ve fazla iş yükü gerektirdiği gerekçeleriyle, soruşturmaya ek 2 savcı daha atadı ve savcılar arasındaki herhangi bir ihtilaf durumunda soruşturmaya ilişkin kararların 2’ye 1 çoğunlukla alınması emirini verdi.

25 Aralık’ta Savcı Muammer Akkaş yolsuzluk ve rüşvet iddiasıyla başlatmış olduğu soruşturma kapsamında devrin Başbakanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ı da şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırmak suretiyle bir belge hazırladı sadece Güvenlik Müdürü Selami Altınok, gözaltı ve arama emirini, gerekçe ve delillerinin yetersizliği sebebiyle geri çevirdi.

Toplumsal medyada dolaşıma sokulan soruşturma bilgileri

Soruşturmaya ilişkin dosyaya ilişkin teknik detayların, görüntülerin ve ses kayıtlarının toplumsal medya üstünden fazlaca süratli şekilde belli hesaplar üstünden kamuoyuna servis edilmesi pek fazlaca kesimde operasyonun siyasal bir hedefinin olduğu şüphesini uyandırdı.

17-25 Aralık tarihlerinde gün gün yaşananlar

17 Aralık Salı

Sabah saatlerinde operasyon başladı. Sulh Güler, Abdullah Oğuz Bayraktar, Salih Kaan Çağlayan, İşadamı Ali Ağaoğlu, Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir, Müzisyen Ebru Gündeş’in eşi Reza Zarrab ve Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Aslan benzer biçimde adlar gözaltına alındı.

İstanbul Emniyeti’nde tüm şube müdürlerinin makama çağrıldığı haberleri yayılmaya başladı.

Gün süresince hükümet kanadından bir izahat beklendi fakat gelmedi. Konya’da konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan “Bu ülke bizlere yeter. Hepimize yeter. Kimse operasyona kalkışmasın. Operasyona kalkışanlar bizi karşısında bulur” diyerek ilk tepkisini verdi.

Soruşturma kapsamında meydana getirilen teknik takiplere ilişkin fazlaca çarpıcı fotoğraflar ortaya çıktı.

18 Aralık Çarşamba

17 Aralık operasyonlarından bir sonraki gün medyaya soruşturma dosyası ile ilgili haberler sızmaya başladı.

Teşkilat lideri olduğu iddia edilen Rıza Sarraf adlı kişinin bürokraside dört değişik bakanla geliştirdiği ilişkiler açığa çıkmaya başladı.

Rüşvet, kara para aklama, altın kaçakçılığı benzer biçimde suçlar işlendiğini gösteren soruşturma bilgileri toplumsal medyaya düştü.

Sulh Güler’in evinde meydana getirilen aramalarda görüntülenen paralar ve para sayma makineleri günün en çarpıcı mevzusu oldu.

Halk Bankası Genel Müdürü Aslan’ın evindeki ayakkabı kutusundan çıkan 4.5 milyon dolar, bazı telefon görüşmesi kayıtları ve fotoğraflar medyada yer aldı.

İktidar cephesi karşı hamlelerini halletmeye başladı ve Güvenlik’te operasyonu gerçekleştirenlerin de aralarında olduğu 5 şube müdürü görevden alındı. Yerlerine ise aynı hızla yeni atamalar yapılmış oldu.

Soruşturmaya ise imza yeterliliğini zorlaştırmak için iki tane ek savcı atandı.

Aklanan paranın 87 milyar euro olduğu iddia edildi. Reza Zarrab’ın üst düzey bir siyasiye rüşvet vererek görevden alınmasını sağlamış olduğu iddia edilen güvenlik müdür yardımcısı Orhan İnce, “Şu anda yansıyanlar bu olayın yüzde 10’luk kısmı bile değil” dedi.

Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç konuşmasında “Milleti niye sabahın 5’inde evinden alıyorsunuz” diye sordu.

Erdoğan İstanbul’a hususi ‘Ana’ uçağıyla geldi. İstanbul Güvenlik Müdürlüğü’ne atanan Selami Altınok da başbakanın uçağında yer aldı.

19 Aralık Perşembe

Şube müdürlerinin peşinden İstanbul Güvenlik Müdürü Hüseyin Hovarda merkez valiliğine atandı.

Hovarda’ın yerine Aksaray Valisi Selami Altınok getirildi. Gözaltındaki şüphelilerden bazıları adliyeye sevk edildi. Sevk edilenlerden 8’i tutuklandı.

Samanyolu TV’den aktarma edilmiş olan TRT Haber Dairesi Koordinatörü Ahmet Böken ve yardımcısı Ahmet Çavuşoğlu görevinden alındı.

Görevden almalar ve atamalar hız kesmeden devam etti:

Güvenlik Genel Müdürlüğü’nde Teftiş Kurulu Başkanlığı, Hususi Güvenlik Dairesi Başkanlığı, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Savaşım Dairesi Başkanlığı, Siber Suçlarla Savaşım Dairesi Başkanlığı, Terörle Savaşım Dairesi Başkanlığı, Asayiş Dairesi Başkanlığı, Güvenlik Dairesi Başkanlığı, Kriminal Dairesi Başkanlığı, Informasyon Teknolojileri Dairesi Başkanlığı, Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığı, Komünikasyon Dairesi Başkanlığı, Koruma Dairesi Başkanlığı, İdari ve Mali İşler Dairesi Başkanlığı iie Arşiv ve Dokümantasyon Dairesi Başkanlığı’nın tümünde başkan ve başkan yardımcıları seviyesinde yeni atamalar yapılmış oldu.

20 Aralık Cuma

Güvenlik’teki tasfiyeler yayıldı.

Mali Suçları Araştırma Komisyonu Başkan Yardımcısı ve eski MASAK Başkanı olan Faruk Elieyioğlu, operasyonu hükümetten gizlediği sebebi öne sürülerek görevden alındı.

Aynı gün bakan evlatlarının da aralarında bulunmuş olduğu şüphelilerin tamamı adliyeye sevk edildi ve gün boyu ifadeleri alındı.

Soruşturmayı başlatan ve dosyaya sonradan görevlendirilen üç savcı, oybirliğiyle Sulh Güler, Kaan Çağlayan ve Abdullah Oğuz Bayraktar’ın da aralarında bulunmuş olduğu şüpheliler için tutuklama istedi.

21 Aralık Cumartesi

Bakan evlatları Sulh Güler ve Salih Kaan Çağlayan, iş insanı Reza Zarraf ve Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Aslan günün ilk saatlerinde tutuklandı.

İki bakanın oğluna yönelik suçlama, “Rüşvet almaya ve vermeye aracılık etmek” oldu.

İlk günkü tutuklamalarla beraber soruşturmada toplam 26 şahıs cezaevine gönderildi. Bakan Bayraktar’ın oğlu, iş insanı Ağaoğlu ve Fatih Belediye Başkanı’nın da aralarında olduğu şüpheliler ise özgür bırakıldı.

Hükümet, kendisinden habersiz meydana getirilen operasyonun peşinden Adli Kolluk Yönetmeliği’ni değiştirdi. Savcıların emrinde soruşturmada görevli polislerin, soruşturmalara ilişkin amirlerine data vermesi mecburi hale getirildi.

Bu adım kamuoyunda büyük tartışmalara ve tepkilere yol açtı. Bazı barolar yönetmeliğin iptali için dava açtı.

22 Aralık Pazar

Güvenlik’in kapıları gazetecilere kapatıldı ve Türkiye genelinde tüm gazeteciler Güvenlik müdürlüklerindeki basın odalarını boşaltmak mecburiyetinde bırakıldı.

Erdoğan, operasyonlarının peşinden yapmış olduğu bir başka açıklamada, “Arkasına karanlık odakları alanlar, çeteleri alanlar bu ülkeye doğrultu çizemezler. Arkasına sermayenin, medyanın enerjisini alanlar bu ülkeye doğrultu çizemezler. Türkiye içinde ve haricinde bir ekip karanlık çevrelerini alanlar istikametiyle oynayamazlar. Ayarlarımızı değiştiremezler. Türkiye üstünde operasyon yapılacak, ameliyat yapılacak bir ülke değildir. AK Parti iktidarı buna izin vermez” dedi.

23 Aralık Pazartesi

İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet Arıbaş, soruşturmayı deşifre etmiş olduğu, şüphelilere data sızdırdığı iddiasıyla savcılıkça ‘şüpheli’ sıfatıyla ifadeye çağrıldı. Güvenlik ise müdürün ifadeye gitmesine ‘Öne sürülen sebebi belli değil, mevzuata aykırı’ diyerek negatif cevap verdi.

24 Aralık Salı

İçişleri Bakanı Güler operasyonlara ilişkin izahat yaparak “Devlet içinde değişik bir yapılanma var. Ortaya atılan iddialar asılsızdır. Meydana getirilen siyasal mühendisliktir. Savcıların fezleke düzenlemesi kanun dışıdır. Operasyon şantaj için yapılmıştır ve amacı da mahalli seçimleri etkilemektir. Bana haber verilmeyebilirdi fakat bu ülkenin başbakanı var. Ben de hesap vereceğim, yanlış data verenler de” dedi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarına ilişkin ilk kez izahat yaparak şunları söylemiş oldu:

“Bir yolsuzluk var ise üstü kapanmaz. Mahkemeler bağımsız ve tarafsızdır. Her insanın yargı sürecine saygılı olması lazım. Kabine revizyonu ile ilgili de başbakan hazırlığını yapıyor, kendisi yurda dönünce görüşeceğiz”.

25 Aralık Çarşamba

25 Aralık günü operasyonların ikinci dalgası başladı.

Ergenekon savcıları içinde yer edinen Savcı Muammer Akkaş’ın düğmeye basmasıyla gerçekleşen operasyonlarda aralarında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın da yer almış olduğu listedeki toplam 41 kişinin gözaltına alınması girişimi, hükümetin yeni göreve atadığı güvenlik görevlilerinin, Akkaş’ın gözaltı emirini yerine getirmeyi reddetmesi sebebiyle sonuçsuz kaldı.

Savcılık ile Güvenlik içinde yetki krizi çıktı. Savcı Akkaş, soruşturmaya engel oldukları iddiasıyla Vali Hüseyin Avni Mutlu, İl Güvenlik Müdürü Selami Altınok ve görevli kolluk kuvvetleri hakkında ‘Gizliliği ihlâl, görevi kötüye kullanma ve delilleri yok etme’ sebebi öne sürülerek soruşturma başlattı.

Gözaltına sıralamasında yer alanlar “kabahat işlemek amacıyla teşkilat oluşturmak ve yönetmek, ihaleye fesat karıştırmak ve rüşvet vermekle” suçlanıyordu.

Bu süreçte yeni göreve gelen İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ailesinin güvenliği için hususi korumalar görevlendirdiği, ihtimaller içinde gözaltına almaları engellediği hatta ‘yaklaşan kim olursa olsun vurun’ talimatı verdiği bilgisi basına sızdı.

17-25 Aralık operasyonlarından Gülen yapılanmasını görevli tutan hükümet, Gülen hareketinin yürütme ve yargı içine sızdığını, bir “paralel devlet” hüviyetini aldığını söylemiş oldu.

Erdoğan Bayraktar ise NTV’ye telefonla bağlandı ve tarihe geçen bir izahat yaparak görevi bıraktığını sadece ne yapıldıysa Başbakan Tayyip Erdoğan’ın onayıyla yapıldığını ve onun da çekilme etmesi icap ettiğini söylemiş oldu. Bayraktar, Erdoğan’ı istifaya çağrı etmişti.

26 Aralık Perşembe

Dosya, Savcı Muammer Akkaş’tan alındı. Akkaş, akşam saatlerinde adalet sarayı önünde yazılı basın açıklaması dağıttı.

Akkaş, “Soruşturma yapmam izin verilmemiştir” dedi. Arkasından Başsavcı Turan Çolakkadı, bir basın toplantısı ile Savcı Akkaş’ı soruşturmanın gizliliğini ihlâl etmekle suçladı.

Çolakkadı’nın peşinden bu sefer de Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’dan (HSYK) bir izahat geldi. HSYK ‘oyçokluğu’yla bir bildiri yayımladı ve soruşturmayı bir üst birime bildirmeyi zorunlu kılan yeni Adli Kolluk Yönetmeliği’nin, davaların önünü tıkayacağını ve Anayasa’ya aykırı bulunduğunu savundu.

27 Aralık Cuma

Kimliği belirsiz bir şahıs tarafınca Mali Şube’nin bilgisayarlarına girildiği iddia edildi ve buna ilişkin araştırma başlatıldı.

Muammer Akkaş’ın yerine soruşturmada bir başsavcı vekili ile dört savcı göreve getirildi.

Dosyayı inceleyen savcılardan kabul edilen İdris Kurt’un sıhhat sorunlarını gerekçe göstererek soruşturmadaki görevini reddettiği öğrenildi. Geriye kalan dört savcı dosya üstünde çalışmaya başladı.

Danıştay 10. Dairesi de yargıda krize yol açan ‘Adli Kolluk Yönetmeliği’nin yürütmesini durdurdu.

Savcı Akkaş’ın polisin operasyon yapmaması üstüne Jandarma’ya yönerge verdiğine ilişkin yazısı ortaya çıktı. Bu talimatın hazırlandığı sadece Jandarma’ya iletilmediği belirlendi.

28 Aralık Cumartesi

İstanbul Güvenlik Müdürlüğü’nde bir değişim daha yapılmış oldu. Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürü Zülküf Atılgan görevinden alındı. Görevden alınan Atılgan müdüriyet emrinde görevlendirilirken yerine Hususi Güvenlik Şube Müdürü Seylan Demir getirildi.

29 Aralık Pazar

Hakkaniyet Bakanı Bekir Bozdağ HSYK’ya “Yetki devri yenilenmesi” adlı bir yazı göndererek, kurum adına izahat yapma yetkisinin artık kendi bakanlığında bulunduğunu bildirdi.

‘Montaj’ denilen skandal içerikli tapeler

17 Aralık’ı izleyen günlerde getirilen gösterim yasakları medyanın gelişmelere ilişkin detaylı haberler yapmasını engelledi.

Sadece toplumsal medya durdurulamadı. Operasyonun ilk gününden itibaren sızdırılan gözaltı görüntüleri, fotoğraflar, fiziki takip detayları, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal, siyasetçiler, gazeteciler ile iş adamlarına ilişkin olduğu iddia edilen telefon konuşmaları, tapeler, internette hızla yayıldı.

Tüm tapelerin, ses kayıtlarının montaj olduğu iddia edildi sadece bu süreçte bakan istifaları da peş peşe geldi. İlk olarak Zafer Çağlayan, derhal peşinden da Muammer Güler istifalarını deklare etti.

İlerleyen günlerde operasyonlar hakkında gösterim meydana getiren, cemaate yakınlığı ile malum gösterim kuruluşları, kanalları uydu kanallarından çıkarıldı, gazetelere ise kayyum atandı. Gülen cemaatine yakın medya kurumlarının yöneticileri ve bazı çalışanları tutuklandı.

Takipsizlik ve kapatma

17 Ekim 2014 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, ortalama 11 ay devam eden araştırma sonrası dosyayla ilgili takipsizlik sonucu verdi. İstanbul 6. Barış Ceza Hakimliği, 17 Aralık operasyonundan neredeyse bir yıl sonrasında, 16 Aralık 2014’te, takipsizlik sonucuna meydana getirilen itirazı reddetti.

25 Aralık soruşturması iyi mi sonuçlandı?

25 Aralık soruşturmasıyla ilgili takipsizlik sonucu da 2 Eylül 2014’te verildi.

Bilal Erdoğan’ın da aralarında bulunmuş olduğu 96 şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığı açıklandı.

Kararda ’96 şüpheli hakkında, teşkilat oluşturmak ve teşkilat üyesi olmak suçlarından kovuşturmaya yer olmadığı’ ifade edildi.

Ek olarak kararda, soruşturmayı hazırlayanların ‘Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya çalışmakla’ suçlanması dikkat çekti.

Savcılar, ’25 Aralık soruşturmasının hukuki bir soruşturma görünümü altında Türkiye Cumhuriyeti hükümetini cebren ortadan kaldırmaya ve engellemeye yönelik bir girişim’ bulunduğunu belirtti.

TBMM’deki soruşturma iyi mi sonuçlandı?

Dört eski bakan hakkında hazırlanan fezlekeler ilkin Hakkaniyet Bakanlığı’na gönderildi.

Hakkaniyet Bakanlığı’ndan, “Meclis’e gönderilmesi gerektiği” sebebi öne sürülerek geri gönderilen fezlekeler ondan sonra TBMM’ye gönderildi.

TBMM Genel Kurulu, CHP’nin muhteşem çağrısı üstüne 19 Mart 2014’te fezlekeleri görüşmek amacıyla toplandı. Tartışmalar esnasında ortam gerildi.

Fezlekeler ‘gizlilik sonucu’ sebebi öne sürülerek okunmayınca, muhalefetten tepki geldi. Fezlekelerle ilgili genel görüşme talebi meclis tarafınca oylandı ve reddedildi.

Bakanlar ile alakalı yolsuzluk ve rüşvet iddialarını incelemek için kurulan soruşturma komisyonu ise çalışmalarına Ekim ayında başladı. Kasım ayında da komisyonla ilgili tüm haberlere gösterim yasağı getirildi.

TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in başvurusu üstüne Ankara 7. Barış Ceza Hakimliği’nin almış olduğu bu karar TBMM tarihinde bir ilk oldu. Basın meslek örgütleri ve karşıcılık yasağa sert tepki gösterse de netice değişmedi.

Yüce divan oylaması

5 Mayıs 2014’te TBMM’de kurulan komisyonda AKP’den 9, CHP’den 4, MHP ve HDP’den birer milletvekili yer aldı.

HDP’li üye Bengi Yıldız komisyonun çalışmalarına getirilen gösterim yasağına tepki göstererek ve çalışmaların sıhhatli işlemediğini söyleyerek komisyondan ayrıldı.

Yedi ayın sonunda, AKP’li üyelerin oylarıyla komisyon yolsuzlukla suçlanan bakanların Yüce Divan’da yargılanmasının gerekmediğini bildiren bir karar aldı.

Bu karar TBMM Genel Kurulu’na münakaşaya açıldı. Meydana getirilen oylamada, adları yolsuzluk iddialarına karışan bakanlar Çağlayan, Güler, Bağış ve Bayraktar’ın Yüce Divan’a gönderilmesine yönelik önergeler reddedildi.

Bu oylama esnasında ortaya çıkan görüntüler de fazlaca konuşuldu.

17 Aralık’ın oyuncuları bugün nerede ve ne yapıyor?

Reza Zarrab: ABD’de tutuklandı, itirafçı oldu, özgür kaldı, adını değiştirdi ve yeni bir hayata başladı

17 Aralık operasyonunda bakanlar, evlatları ve bir fazlaca bürokrata rüşvet dağıttığı öne sürülen Reza Zarrab, Mart 2016 senesinde ABD Birleşik Devletleri’nde İran yaptırımlarını delme suçlamasıyla tutuklandı. Türkiye ve İran vatandaşı olan Zarrab, davada itirafçı oldu. Zarrab, Halk Bankası ile iş yapmasına destek olması karşılığında devrin Iktisat Bakanı Zafer Çağlayan’a ortalama 50 milyon Euro rüşvet verdiğini deklare etti.

Zarrab itirafçı olduktan sonrasında Türk medyasında hakkında çıkan haberlerde New York’un lüks mekanlarında dolaşırken görüntülendiği iddia edildi.

2017 yılının sonuna doğru Zarrab ve yakınlarının Türkiye’deki mal varlığına el konuldu. Zarrab’ın eşi Ebru Gündeş, mal varlığına el konulanlar içinde yer almadı.

ABD’deki banka davasından sonrasında kayıplara karışan Reza Zarrab, adını Aaron Goldsmith olarak değiştirip yeni sevgilisiyle görüntülendi.

8 Aralık 2017’de New York’ta Halkbank davasında Türkiye aleyhinde ifadeler veren Reza Zarrab’dan uzun bir süre haber alınamamıştı.

ABD’da tutuklanan Zarrab, itirafçılığı sonrası tahliye edilip ABD’nin güvencesi altında kayıplara karıştı.

26 yaşlarında Türkiye’ye gelmiş olarak meşhur sanatçı Ebru Gündeş’le evlenen Zarrab, dava sürerken de Gündeş’ten boşanmıştı.

TR724’ün yazarı Adem Yavuz Arslan Zarrab’ınn izini Miami’de buldu ve tüm bilgileri paylaşınca ortaya çıktı ki Zarrab adını ‘Aaron Goldsmith’ olarak değiştirmiş ve at çiftliği kurarak at binme hizmeti vermeye başlamış.

Erdoğan Bayraktar: Seneler sonrasında itiraf etti

O dönemde çekilme eden bakanlardan birisi de Erdoğan Bayraktar’dı. NTV haber kanalının canlı yayınında kendisinin bir suçu var ise Erdoğan’ın da çekilme etmesi icap ettiğini söylemiş, alınan tüm kararlarda Erdoğan’ın talimatı bulunduğunu belirtmişti.

Eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Bayraktar, kendi web sitesindeki bilgilere gore kurucusu olduğu inşaat şirketi Bayraktar İnşaat’ın 2014 yılından beri yine başına geçerek çalışmalarına devam ediyor.

Bayraktar memleketi Trabzon’da 30 milyon TL üstünde harcamayla 20 bin kişilik bir cami yaptırdı ve bununla gündeme geldi.

Son olarak ise gazeteci Altan Sancar’a konuşan Bayraktar 17 Aralık soruşturmasına ilişki olarak “Benim dosyamda ne var ise, hepsi doğrudur. Benim dosyamda ne var ise, hem teknik takip hem de tapeler doğrudur. Benim telefon konuşmalarım A’dan Z’ye kadar doğrudur. Onlarınkiler yanlış olabilir, benimkiler doğru.” ifadelerini kullandı ve şunları söylemiş oldu:

“Aslına bakarsak ben Zarrab’ı tanımam. Benim dosyamda hırsızlık yok, görevi kötüye kullanma var. FETÖ bana, hırsız, yolsuz ya da rüşvetçi diyememiş. Kahpe FETÖ’nün savcısı bile benim soruşturma dosyama rüşvet ve yolsuzluk kelimelerini koyamadığı halde beni rüşvet ve yolsuzluk çuvalının içine koydular.

Beni de aynı çuvala koyunca liderim, dört tane bakan ile beni de hırsız diye tasvir ediyorsun. Yüzde 60, yüzde 40 ya da 50 öyleki tasvir ediyor. Hâlbuki yakından tanıyanlar beni ayırabiliyor. Ben kendimi ayırmak istedim orada, fakat gücüm yetmedi. Benim gücüm yetmez, döverler beni öldürürler beni bilmiyorum ne yaparlar. O denli gücüm yok benim.”

Zafer Çağlayan: Siyasete geri döndü

17 Aralık süreci sonrası Iktisat Bakanlığı görevinden çekilme eden Zafer Çağlayan, ilkin siyasete bir süre ara verip oğlu ve kardeşiyle beraber yürüttüğü işlere döndü. Bu aile şirketi, Ankara ve İstanbul’un çeşitli yerlerinde Burger King restoranları işletiyor.

Sadece ondan sonra 2018’in Mart ayında AK Parti Mersin 6. Olağan İl Kongresi’ne katıldı ve burada il başkanı seçilen Cesim Ercik’in 19 kişilik sıralamasında ‘asil delege talibi olarak’ yer aldı. Bugüne dek bunun haricinde siyasette ön planda olacak herhangi bir adım atmadı yada izahat yapmadı. Medya manşetlerinden uzak bir yaşam yaşamaya dikkat eden Çağlayan’ın bir ekip sıhhat sorunları olduğu konuşuluyor.

Muammer Güler: Politika sahnesinden çekildi

17 Aralık sonrası İçişleri Bakanlığı görevinden çekilme eden Muammer Güler politika sahnesinden çekildi. Güler toplumsal medyada da paylaşımlarda bulunmuyor. Eski Bakan’ın toplumsal paylaşım sitesi Twitter’daki son olarak mesajı 2014 geçmişine ilişkin. Eski bakanın web sitesi de kapalı durumda. Reza Zarrap’ın oğluna “100 bin dolar rüşvet verdim.” söylediği Muammer Güler kamu oyu önüne çıkmıyor.

Toplumsal medyada yer edinen ses kayıtlarında Güler’in Zarrab’a onu korumak için “Senin önüne yatarım Reza” söylediği duyulmuştu. Güler de Çağlayan benzer biçimde oldukça sessiz bir yaşam yaşıyor ve kamuoyu önüne çıkmıyor.

Egemen Bağış: Büyükelçi olarak atandı

İddialar sonrası görevinden alınan bir öteki isim de devrin Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış olmuştu. Bağış ondan sonra kariyerine stratejik danışman olarak devam etti ve bu sırada düzenlemiş olduğu konferanslarda konuşmacılık yapmış oldu.

İstanbul Aydın Üniversitesi Yayınları’ndan “Başmüzakereci’nin kaleminden” adlı makalelerinin derlendiği bir kitap çıkaran Bağış, 2019 senesinde Çekya’ya Prag Büyükelçisi olarak atandı ve bu atama uzun bir süre gündem yarattı.

Genel Müdürü Süleyman Aslan: Ziraat Bankası Yönetim Kurulu’na girdi

Eski Halk Bank Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın evindeki ayakkabı kutuları içinden 4,5 milyon dolar para çıkmıştı. Arslan paraların İmam Hatip yapılmak için toplandığını ve bağış paraları bulunduğunu söylemiş oldu.

Hakkında Reza Zarrab, ABD’de itiraflarda bulunmuş olduğu sırada CHP Ankara Milletvekili Murat Komut, Aslan’ı Meclis gündemine taşıdı. Komut, Aralık 2017’de “Süleyman Aslan nerede, emekli maaşı alıyor mu?” diye, Başbakan Binali Yıldırım’a sual önergesi iletti. Sual önergesi yanıtsız kaldı.

Aslan, 17 Aralık soruşturması kapsamında göz altına alınıp 57 gün sonrasında özgür bırakılmıştı. Aslan ondan sonra Ziraat Bankası’nın olağan genel kurulu toplantısında üç yıl süre ile oy birliği ile Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi.

Eski Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir: Milletvekili oldu

17 Aralık sonrası gözaltına alınıp özgür bırakılanlardan eski Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir, 24 Haziran’da Ak Parti’den İstanbul milletvekili seçildi. Demir, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu Üyesi.

Sulh Güler: ‘Arsa bakarken ayağını kırdı’

Eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlu Sulh Güler de medyada 2017 senesinde batkı etmiş olduğu iddialarıyla gündeme geldi.

Operasyonlar esnasında evimizdeki kasalarda tuttuğu anlaşılan 1 milyon TL üstündeki parası için “3-5 kuruş param var” söylediği ses kayıtlarına yansıyan Güler’in oğlu Sulh Güler’in de 2016’da batkı etmiş olduğu öğrenildi. Güler, Innova Gayrimenkul Geliştirme Hizmetleri Tecim Anonim Şirketini kapattı.

Güler ailesine dair medyada yer edinen son haberler Mayıs 2018 tarihindeki. Alanya’da villa yaptırmak için kayalık bir araziye giden Sulh Güler’in, düşerek ayağını kırdığı kaydedilmişti.

Eski İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu: ‘FETÖ Mülkiye yapılanması’ davasında 3 yıl 1,5 ay hapis cezası aldı, 13 Aralık 2018’de tahliye oldu

17 Aralık operasyonu esnasında İstanbul Valisi olan Hüseyin Avni Mutlu 15 Eylül 2014’te merkeze alındı.

15 Temmuz darbe girişiminden sonrasında görevden uzaklaştırılan Mutlu “FETÖ mülkiye yapılanması” davasında mahalli mahkemece “teşkilat içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla beraber örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme” suçundan verilen 3 yıl 1 ay 15 günlük hapis cezası aldı.

Cezanın onanmasının peşinden 7 Kasım 2018’de cezaevine konan eski İstanbul Valisi 13 Aralık 2018’de tahliye edildi. Hemen sonra ne yapmış olduğu bilinmiyor.

Eski İstanbul Güvenlik Müdürü Hüseyin Hovarda: ‘FETÖ Mülkiye yapılanması’ davasında ceza aldı, 17 Aralık davasında şahit olacak

Operasyondan iki gün sonrasında görevden alınarak merkez valisi olarak atandı. 17 Aralık soruşturmasının kendisinden gizlendiğini belirtti. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ‘FETÖ Mülkiye yapılanması’ davasında Mutlu ile birlikte yargılandı ve 2 yıl 1 ay hapis cezası aldı. “17 Aralık kumpas” davasında tanıklık yapmış oldu.

17 Aralık savcıları Kara, Yüzgeç ve Öz aranıyor

17 Aralık savcıları Celal Kara, Mehmet Yüzgeç ve Zekeriya Öz, “Cebir ve sertlik kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya yada görevlerini yapmasını kısmen yada tamamen engellemeye girişim etme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nde görülen davada, firari sanıklar olarak aranıyorlar. Gülen yapılanmasının parçası olmakla suçlanan Kara, Yüzgeç ve Öz ile alakalı 557 sayfalık iddianamede “Silahlı terör örgütü kurma ve yönetme”, “Görevi kötüye kullanma”, “Resmi evrakta sahtecilik”, “Haberleşmenin gizliliğini ihlal etme”, “Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenilmesi ve kayda alınması”, “Hususi yaşamın gizliliğini ihlal”, “İftira”, “Kabahat uydurma”, “Nitelikli dolandırıcılık”, “Nitelikli tehdit”, “Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” benzer biçimde suçlamalar da içeriyor.

Operasyonu gerçekleştiren polisler: Değişik suçlardan değişik oranlarda cezaya çarptırıldılar

17 Aralık operasyonunun derhal peşinden görevden alınan güvenlik müdürleri Ömer Köse, Nazmi Ardıç, Yakup Saygılı ve ekipteki öteki polislerin soruşturmada usulsüzlük yaptıkları sebebi öne sürülerek yargılamaları Mart 2019’da karara bağlandı.

Takipsizlikle sonuçlanan 17 Aralık soruşturmasında, kumpas kurup usulsüzlük yaptıkları iddiasıyla Nazmi Ardıç, Yakub Saygılı ve Kazım Aksoy’un da aralarında bulunmuş olduğu 67 sanıklı davada 15 sanık, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya yada görevlerini yapmasını kısmen yada tamamen engellemeye girişim” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Mahkeme heyeti aralarında eski güvenlik müdürleri Yakup Saygılı, Nazmi Ardıç ve Yakub Saygılı’nın da bulunmuş olduğu 15 sanığı ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırırken bazı sanıklar değişik suçlardan değişik oranlarda hapis cezalarına çarptırıldı.

Mahkeme eski güvenlik müdürü Hamza Tosun, ABD’deki Hakan Atilla davasında tanıklık meydana getiren eski komiser Hüseyin Korkmaz, Alparslan Çalışkan, Sinan Sağyalavaç ve Hayri Akın’ın dosyalarının ayrılmasına karar verdi.

Işgören Teoman: Sürgün mü edildi, atama mı yapılmış oldu?

Zarrab’ın rüşvet tekliflerini kabul etmediğini doğruladığı ‘Işgören Teoman’ olarak malum Gümrük Müdür Yardımcısı Teoman Dudak’ın 17 Aralık sonrası sürgün edilip edilmediği ile ilgili CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu, 2014 senesinde meclise sual önergesi verdi. O dönem Tecim Bakanı olan Dirimsel Yazıcı, Dudak’ın sürgün edilmediğini İstanbul’da vazife süresi dolduğu için Gaziantep’e atandığını deklare etti.

O dönem rüşvet almadığı için kahraman duyuru edilen Dudak bugüne dek mevzuya ilişkin hiçbir detaylı izahat yapmadı ve sessizliğini korudu.

Polis Hüseyin Korkmaz: Soruşturma belgelerini ABD’ye kaçırdı, Hakan Atilla davasında şahit oldu

17 Aralık soruşturmasını yürüten ekipte yer edinen polis Hüseyin Korkmaz 25 Aralık operasyonu ile ilgili tutuklandı ve 17 ay cezaevinde kaldı. Sonrasında tahliye edilen Korkmaz yasadışı yollardan ABD’ye giderek bununla beraber götürmüş olduğu belgeleri FBI yetkililerine teslim etti. Oturum izni ve 50 bin dolar mali yardım karşılığında Hakan Atilla davasında şahit olarak yer aldı.

Von der Leyen: Ukrayna’ya saldırması halinde Rusya büyük faturalarla yüzleşir

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Ukrayna’ya karşı askeri bir saldırıda bulunması halinde Rusya’nın “ağır neticelerle” ve “büyük maliyetlerle” karşılaşacağını söylemiş oldu.

Euronews’e mülakat veren von der Leyen diplomasiden asla vazgeçilmemesi icap ettiğini altını çizdi fakat en fena senaryonun gerçekleşmesi halinde AB’nin Moskova’ya karşı “sağlam” ve “fazlaca kapsayıcı” yaptırım paketi hazırladığını belirtti.

Paketin şu an için iktisat ve finans sektörünü hedef aldığını belirten von der Leyen “Bu Rusya’nın Avrupa Birliği’ndeki finansal piyasalara erişimini sınırlandıracak ve Rusya’nın tedariği oldukça zorluk derecesi yüksek ürünlere ve teknolojilere ulaşımını da kısıtlayacak” ifadelerini kullandı.

Rusya’nın fosil yakıt kaynakları ihracatına dayanan tek yönlü ekonomisi bulunduğunu hatırlatan von der Leyen Rusya için bu ürünler ve sermayenin yaşamsal önemde bulunduğunu belirterek “O nedenle krizin ateşini düşürmek Rusya’nın çıkarına olacaktır” dedi.

ABD Birleşik Devletleri, Rusya’nın Ukrayna sınırı yakınlarına 100 binden fazla askeri yığdını açıklayarak işgal edebileceği uyarısında bulunmuş oldu.

Moskova ise bir harp istediği iddialarını reddeti. Rusya, NATO’nun kendi sınırlarına doğru genişlemesini ulusal güvenlik tehdidi oluşturduğunu belirterek Ukrayna’nın asla ittifaka dahil olmayacağı sözü verilmesini istiyor.

Von der Leyen’in açıklamaları Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın görüşmesinden sonrasında geldi. Orban, görüşme sonrası basın toplantısında yaptırımların “faydasız bir vasıta” ve “başarısız olmaya mahkum” bulunduğunu belirtmişti.

Orban’ın açıklamaları sorulduğunda von der Leyen “Avrupa Birliği içinde birlik ve kuvvetli bir dayanışma bulunmaktadır. Devamlı bağlantı halindeyiz,” ifadelerini kullandı.

STK’lar Ukraynalı mültecilerin insan tacirlerinin eline düşmemesi için davet yapmış oldu

Sivil cemiyet örgütleri cenk sebebiyle ülkelerini terk etmek zorunda kalan Ukraynalı mültecileri ağına düşürmeye çalışan insan tacirlerine karşı Brüksel’den daha çok tedbir almasını istedi.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrası 4 milyondan fazla Ukraynalı sınır komşusu ülkelere sığındı. 18 ila 60 yaş arası adamların ülkeden çıkışının yasaklanması sebebiyle çoğunluğunu hanımefendiler ve evlatların oluşturduğu yüz binler, Avrupa ülkelerine ulaştı.

Internasyonal yardım kuruluşlarına gore, savaştan kaçan Ukraynalı sığınmacılar insan tacirlerinin eline düşme tehlikesiyle karşı karşıya.

Euronews’e konuşan Avrupa Parlamentosu Üyesi Iratxe Garcia Perez mevzuya ilişkin, “Birçok Avrupa ülkesinde tren istasyonlarında Ukraynalı mültecileri bekleyen gönüllüler içinde hanımefendileri ve evlatları istismar etmek isteyen köyü niyetli bazı insanoğlu var. Bundan dolayı kamu görevlilerinin üstüne düşeni yapması oldukça mühim” ifadelerini kullandı.

Ukraynalı mültecilere cinsel rahatsız etme mesajları

Ukraynalı 29 yaşındaki Olga, Ukrayna’dan komşu ülkelere sığınan yüz binlerce hanımdan yalnızca biriydi.

Olga, geride bırakamadığı kedisiyle beraber Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk’ten Macaristan sınırı ötesindeki Beregsurany kentine gitti.

Savaştan kaçmak için yalnız yola çıkan hanımefendiler, bilhassa toplumsal medyada rahatsız etme içerikli mesajlarla hedef alınıyor.

Macaristan’daki Order of Malta benzer biçimde sivil cemiyet örgütleri, Ukraynalı mültecilerin insan tacirlerinin eline düşmemesi için seyretme faaliyetleri yürütüyor.

Order of Malta’nın kurtarma operasyonları başkanı Imre Szabjan Euronews ile yapmış olduğu mülakatta, sığınmacılar için güvenli ulaşım sağlamanın öncelikli amaçları içinde bulunduğunu söylemiş oldu. Szabjan, “Polis güçleri ve askerlerle beraber iyi bir iş birliği içerisindeyiz. Alanlarımızda devriye geziyorlar ve 7/24 polis koruması altındayız.” şeklinde konuştu.

Belçika merkezli STK: Çeşitli ülkelerden istismar bildirimleri alıyoruz

Belçikalı sivil cemiyet kuruluşu Payoke, Almanya, Hollanda, Polonya ve Romanya’da bazılarının hanımefendiler ve küçüklere yaklaşarak onlara ulaşım, duracak yer ve iş teklif ettiğine dair bildirimler aldıklarını deklare etti.

Euronews’e konuşan Payoke yetkilisi Klaus Vanhoutte, “Tüm bir paket sunduklarını bilmek oldukça kaygı verici. Bunu kabul ettiğinizde arkasında daha başka şeyler bulunduğunu bilirsiniz.” ifadelerini kullandı.

Vanhoutte, yetkililere bildirilen bazı kaçakçılık vakaları bulunduğunun altını çizdi ve “İki ya da üç hafta ilkin Belçika’da iki vakayla karşılaştık. Bunlardan biri cinsel istismar girişimi, diğeri ise ekonomik istismardı. Geçtiğimiz cuma ise iki hanım ve bir çocuğun bir tür et fabrikasında, oldukça fena koşullarda tutulduğuna tanık olduk.” dedi.

‘Avrupa’da güvenli koşullar sağlayacak polis gücü yok’

Payoke genel direktörü Vanhoutte, Avrupa’ya gelen sığınmacı sayısının ebatlarına bakıldığında bu tip vakalarla daha oldukça karşılaşılacağı mevzusunda uyarıyor.

Gerçekçi olunması icap ettiğini belirten Vanhoutte, “Avrupa’da ulusal ölçekte bu insanları izleyecek ve güvenliklerini sağlayacak kafi polis gücü yok” şeklinde konuşuyor.

Avrupa Parlamentosu hafta içinde üye devletlere bilhassa küçüklere yönelik insan kaçakçılığı ve ticaretine karşı önlemler alınması çağrısı yapmış oldu.

Euronews’e konuşan Avrupa Parlamentosu Milletvekili Alice Bah Kuhnke, “Avrupa Birliği cinsellik satın alan, hanım ve çocuk satın erkekleri durdurmalı. Kim bir evladı cinsel olarak istismar eder? Kim her şeyini kaybeden, ülkesinden kaçan bir bayanı satın alır? Cehennem bu erkekler için.” ifadelerini kullandı.

Avrupa artık pandemiye ‘yok’ muamelesi yapıyor: Peki, durum hakikaten bu mu?

Şok, kaygı, kaos, hiddet, bitkinlik ve bir çok süre da rahat can sıkıntısı ile dolu iki trajik yıldan sonrasında Avrupa, Covid-19’a topluca yok muamelesi hayata geçirmeye karar vermiş görünüyor. 

Büyük boyutlarda bir ekonomik kriz ve tekrar geri dönmemek suretiyle dönüşen ustalaşmış ve kişisel alışkanlıklar sonrası Avrupalı devletler, tüm keskin önlemlere ve kısıtlamalara teker teker son verdiler. 

Artık maskeler yok. Toplu aktiviteler, festivaller ve etkinlikler geri döndü. Kapalı yerlerde yiyecek yiyecek, müzik dinlemek ve sosyalleşmek mümkün. 

Avrupalılar korona sayfasını çevirmek ve tüm yaşananları geride bırakmak için bu fırsatı daha ilkin yakaladıklarını zannetmişler sadece yeni ve giderek daha bulaşıcı hale gelen virüs varyantlarının ortaya çıkması ile birkaç kez başarısız olmuşlardı.

Son aşama bulaşıcı olan Omicron varyantının da nispeten daha hafifçe ve yönetim edilir semptomlara niçin olduğu görüldüğünde bir kez daha fazlaca sayıda şahıs Covid önlemlerinin artık gerekmeyeceğine inandı.

Başarı göstermiş bir aşı programı ile de son engellemeler ve yasaklar kademeli olarak kaldırılmaya başlandı.

Salgından en fazlaca etkilenen ülkelerden önde gelen İspanya, açık ve kapalı alanlarda maske takmayı mecburi kılan iki senelik kararnameyi iptal ederek, uygulamayı yalnızca toplu taşıma ve sıhhat tesislerinde sürdürmeye karar verdi.

Avusturya, restoranlara, barlara ve kulüplere girmek için kişilerin ‘aşılanmış, iyileşmiş yada kontrol edilmiş’ bulunduğunu gösterme zorunluluğunu yürürlükten kaldırırken, Fransa, çalışanlar için uyguladığı yeşil geçişlik uygulamasını tamamen kaldırdı.

Almanya, Belçika, Hollanda, İsveç, Polonya, Romanya, Macaristan, İrlanda ve Birleşik Krallık da kısıtlamaların tamamını yada çoğunu kaldırmak için harekete geçti.

Danimarka, Covid-19 aşı programını durduran ilk Avrupa ülkesi oldu. Ülkenin Ulusal Sıhhat Kurulu birim yöneticisi Bolette Soborg, “İyi bir noktadayız. Bahar geldi ve azalıyor şeklinde görünen salgın üstünde şu an fazlaca daha iyi bir kontrole sahibiz” dedi.

Danimarka makamları, enfeksiyonların artmasının beklendiği ve yeni varyantların yayılabileceği sonbaharda programı tekrardan başlatmayı planlıyor.

AB: Vakaları saymak artık önemsiz

Avrupa Komisyonu artık pandeminin her bir vakayı saymanın ve duyurmanın gereksiz hale geldiği yeni bir döneme girdiğini duyuru etti.  

Yöneticiler, kitlesel testler yerine ülkelerin yeni varyantları saptamak için hedefli ve güvenilir örneklemlere odaklanmasını tavsiye ediyor.

AB’nin Sağlıktan Görevli Komisyon Üyesi Stella Kyriakides, nisan ayı sonlarında yapmış olduğu açıklamada, “Pandeminin başka bir aşamasına giriyoruz. Bu virüsün bundan sonraki olasılıklarını iyi mi karşılayacağımızı tekrardan düşünmeyi gerektiren bir aşama.” dedi.

Kyriakides, güçlendirici doz kampanyasını sürdürmeye de teşvik ederek, 90 milyondan fazla AB vatandaşının aşısız kaldığını belirtti ve ekledi: 

“Oldukca şey başarıldı, sadece hazırlıklı olmak ve yapısal dayanıklılık oluşturmak fazlaca mühim. AB nüfusunun yüzde 60 ila yüzde 80’inin son iki yılda bir noktada virüs tarafınca enfekte bulunduğunu tahmin ediyoruz.”

İnsan direncinin sınırları

Hükümetler, vatandaşların kısıtlamalara katlanma ve bu kısıtlamaların getirmiş olduğu yükleri sürdürme mevzusunda azalan iradesini net şekilde fark etti.  

Omicron dalgası Ocak ayında zirveye ulaşır ulaşmaz ülkelerin istisnai önlemleri kaldırmak için ne kadar süratli hareket etmiş olduğu de bu farkındalığı açıkça ortaya koydu. 

Medya da virüsü geride bırakmak ve son iki yıl süresince gündemi işgal etmiş olan bu kasvetli mevzuyu değiştirebilmek için gerekeni yapıyor. 

Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline, internasyonal yaptırımlara ve yükselen enerji fiyatlarına gündemde daha çok yer açmak için pandemi artık manşetlerden ve ön sayfalardan indirildi. 

‘Google Trendler’ de en büyük Avrupa devletlerinde “Covid-19” terimine olan ilgide istikrarlı bir düşüş gösteriyor.

Sadece yeni bir başlangıç ​​yapma yönündeki bu ortak çaba, iki rahatsız edici gerçeği göz ardı etmekte.

Birincisi; salgın bitmedi. Hastaneler dolup taşmasa da yalnız nisan ayında bile 13 binden fazla ölüm kaydedildi ve birileri her gün bu hastalığa yenik düşmeye devam ediyor.

Asya’da Omicron, Çin’in halkı öfkelendiren ve küresel tedarik zincirlerini bozan acımasız bir sıfır-Covid stratejisi dayatmasıyla ortalığı kasıp kavurmaya devam ediyor. 

Ve dünya genelinde ‘aşı eşitsizliği’ kaygı verici derecede yüksek. Düşük gelirli ülkelerdeki insanların yalnız yüzde 15’i ilk dozu alabildi.

“Her yerde bitene kadar hiçbir yerde bitmiş olmayacak”

Dünya Sıhhat Örgütü (DSÖ) direktörü Dr.Tedros Adhanom Gebreyesus, “Bildirilen vakalar ve ölümler küresel olarak düşse ve birçok ülke kısıtlamaları kaldırsa da, pandemi hemen hemen bitmedi ve her yerde bitene kadar hiçbir yerde bitmiş olmayacak” dedi..

Bu ani geçişin altında gizlenen ikinci gerçek; bazı insanların virüs gündeminden kurtulmaya ne istekli ne de hazır olduğu gerçeği. Bazı durumlarda, genel görünümün iyimserliğe niçin olmasına karşın, iki yıl süresince devamlı alarm halinde yaşamış olmak ve yakınlarını kaybetmenin getirmiş olduğu travmalar fazlaca sayıda insan için nüzul edici oldu. Bu kişiler hiçbir şey olmamış ve olmayacakmış şeklinde yaşamın ve hayatlarını devam ettiremiyorlar. 

Euronews’a konuşan King’s College’ta biyolojik psikiyatri profesörü Carmine Pariante, “Genel izlenim, insanların hakikaten süratli bir halde ilerlediği ve artık Covid yokmuş şeklinde davranılmış olduğu yönünde. Sadece, bu tür geniş bir vizyonun hepimiz için ortak olmadığını düşünüyorum.” dedi ve şu şekilde devam etti:

“Nüfusun Covid ile ilgili kaygı düzeyi hala oldukça yüksek. Başta yaşı ileri olanlar olmak suretiyle gruplar halinde sosyalleşmek, restoranlara gitmek, kalabalık bölgelere gitmek mevzusunda hala kaygı duyan birçok insan var. Yapsalar bile, kendilerini rahatsız hissediyorlar. Bundan dolayı normalleşme sanıldığından daha uzun süre alacak.”

Tesirleri devam edecek

Ruh sağlığı, virüsün verdiği en ciddi hasarlardan biri oldu. DSÖ tarafınca mart ayında gösterilen bilimsel bir özete gore, pandeminin ilk senesinde küresel anksiyete ve depresyon yaygınlığı yüzde 25 şeklinde çarpıcı bir oranda arttı.

Yalnızlık, enfeksiyon korkusu, mali problemler ve mecburi çalışanların yaşamış olduğu fizyolojik tükenme şeklinde problemler benzeri görülmemiş düzeyde kitlesel bir depresyona niçin oldu.

Uzmanlar, bu zihinsel sıhhat izlerinin uzun vadeli ve geniş kapsamlı olacağı mevzusunda uyarıda bulunuyor ve enfeksiyonlar düşmeye devam etse de yaşanmış olan bu sorunların etkilerinin görülmeye devam edeceğini kaydediyor. 

Gelecek yıllarda virüse ve onun dalgalanma etkilerine ne kadar ehemmiyet verileceği ve yatırım yapılacağına neticede hükümetler karar verecek.

Finlandiya Dışişleri Bakanı: Türkiye ‘evet’ diyecek sadece süratli bir çözüm beklenmemeli

Finlandiya Dışişleri Bakanı Pekka Haavisto, Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine “evet” diyeceğine inandığını sadece görüşmelerin beklenenden uzun süreceğini söylemiş oldu. 

Finlandiya’nın NATO üyeliğinin onaylanması için Türkiye’ye lüzumlu güvenceyi vermeye hazır bulunduğunu belirten Haavisto, buna ülkede “PKK faaliyetlerini yakından izlemenin” de dahil bulunduğunu beyan etti.

Hedefe ulaşılacağının altını çizen Haavisto, bununla beraber süratli bir çözüm beklenmemesi icap ettiğini belirtti. 

Finlandiya’da Yle Uutiset haber kanalına mülakat veren Haavisto, “Birkaç gün ilkin bu mevzunun günlerce tartışılacağını söylemiştim. Şimdiyse haftalarca tartışılacağını söyleyebilirim.” ifadelerini kullandı. 

‘NATO zirvesi öncesi çözüm bulunabilir’

Haavisto, müzakerelerin çözüme erişmesi için son tarih olarak Madrid’de NATO zirvesinin düzenleneceği Haziran sonunu gösterdi. 

Dışişleri Bakanı Haavisto, Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö’nün mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan ile cumartesi günü yapmış olduğu telefon görüşmesinde Finlandiya’nın terörle savaşım iradesini gösterdiğini belirtti.

Haavisto, “Türkiye’ye kesinlikle bu şekilde bir güvenceyi verebiliriz. PKK Avrupa’da bir terör örgütü olarak tanınmıştır ve bizim de Finlandiya topraklarında terör eylemi hazırlığında olmaması için üzerimize düşeni yapmamız önemlidir.” ifadelerini kullandı.

‘Siyasal kararlar yargıyı etkilememeli’

Haavisto bununla beraber, Finlandiya’nın PKK üyelerini yada kişileri örgütle bağlantılı oldukları iddiasıyla Türkiye’ye iade edemeyeceğini söylemiş oldu ve ekledi: “Hukukun üstünlüğü ilkesini netleştirmekte yarar var. Siyasal kararlar, yargı sisteminin işleyişini etkilememeli.” 

Öte taraftan, Türkiye’ye yönelik genel bir tabanca ambargosu olmadığını belirten Dışişleri Bakanı, ambargonun olay bazında uygulandığını belirtti ve “Silahlarımızın bilgimiz haricinde herhangi bir savaşın parçası olmaması mühim.” ifadelerini kullandı. 

NATO üyeliği sürecinde İsveç ile kol kola ilerleyeceklerini ifade eden Haavisto, Türkiye açısından İsveç ve Finlandiya arasındaki farkın İsveç parlamentosunda Kürt milletvekillerinin varlığı olabileceğini söylemiş oldu. Haavisto, “Kürt olmanız PKK’yı desteklediğiniz ve onlar için çalıştığınız anlamına gelmiyor.” şeklinde konuştu.

Iktisat ve Dış Siyaset Araştırmaları Direktörü (EDAM) Sinan Ülgen, euronews’e yapmış olduğu açıklamada, Türkiye açısından aslolan probleminin Finlandiya değil İsveç bulunduğunu söylemiş oldu.

Avrupa Parlamentosu, üç mühim iklim yasasında anlaşamayınca ‘kaos’ çıktı

Avrupa Parlamentosu’nda (AP) oylanan üç kilit iklim yasa tasarısının siyasal anlaşmazlıklar sebebiyle reddedilmesi münakaşa yarattı. Parlamentoda alışılmadık suçlamalara, yuhalamalar ve ıslıklara yol açan anlaşmazık üstüne üç yasa tasarısı da tekrardan görüşülmek suretiyle komisyona havale edildi.

Anlaşmazlıklar Avrupa Birliği’nin Emisyon Tecim Sistemi (ETS) reformu üstüne meydana getirilen oylama esnasında başladı. Toplumsal İklim Fonu ve Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizmaları’na ilişkin tasarılar mevzusunda da tartışmalar devam etti. 

ETS reformu oylamasında beklenmedik netice

En yoğun enerji kullanan endüstriler tarafınca salınan sera gazı için fiyat belirleyen ve AB’nin en iyi yapılandırılmış düzenlemelerinden olan ETS fosil yakıt kullanımının giderek azaltılması ve yenilenebilir enerji kullanımının teşvik edilmesi açısından temel bir vasıta olarak kabul ediliyor. 

AP milletvekilleri bir süredir ETS reformu üstünde çalışıyor. ETS reformu kapsamındaki bazı değişimler  parlamentonun çevre komitesine bir ön rapor taslağında sunuldu. Bu değişimler içinde karayolu ulaşımı ve binalardan salınan emisyonların da hedeflenmesi için yeni bir ETS’nin yaratılması öngörülüyordu. Sadece birçok parlamenterin bu yeni sistemin hane halklarını daha da sıkıntıya düşürebileceği endişesini dile getirmesi üstüne hususi binalar ve hususi ulaşımın 2029 yılına kadar sistemden muaf tutulması kararlaştırıldı.

Rapor çevre komitesinde belirgin bir destek görmüş oldu. Aynı desteğin genel kurulda da görüleceği sanılıyordu sadece beklenen olmadı. Son oylamada ETS yasa önerisi beklenmedik bir halde 340’a karşı 265 oyla ve 34 çekimser ile reddedildi. 

“Aşırı sağ ile solun beraber oy vermesi utanç verici”

ETS yasa tasarısını destekleyen merkez sağ Avrupalı Halkın Partisi (EPP) ve liberal Avrupa’yı Yenile Partisi sonuca yuhalamalarla tepki verdi. Milletvekillerinin birbirlerine karşı parmaklarını uzatarak karşılıklı suçlamada bulunmuş olduğu görüldü.

Daha yüksek iklim hedefleri için zorlayan Sosyalistler ve Yeşiller ise sonucu sevinçle karşılandı. Aşırı sağ Kimlik ve Demokrasi Grubu çoğu zaman iklim hedeflerini güçlendiren her türlü yasaya karşı çıkıyor. Aşırı sağ tanımlamasını reddeden AB muhaliflerinin Avrupa Muhafazakarlar ve Reformistler (ECR) Grubu ise çoğu zaman Avrupa Yeşil Anlaşması’na ilişkin şüpheci bir tutum alıyor.

ETS reformu yasa tasarısının raportörü EPP’li Pieter Liese “Bu Avrupa Parlamentosu için fena bigün” diyerek tepkisini dile getirirken sözleri ıslık ve yuhalamalarla kesildi. AP Başkanı Roberta Metsola’nın müdahalesi sonrasında konuşmasına devam eden Liese “Bence aşırı sağ ile Sosyalistler ve Yeşiller’in beraber oy vermesi utanç verici” dedi. 

“Demokrasi parlamentoya saygı ve zararın azaltılması, ikinci bir talih verilmesi demek. Bugün karşı oy kullananlar ikinci kez düşünebilir. Lütfen ETS’yi öldürmeyin” diyen Liese tasarının tekrardan çevre komitesine gönderilmesini ve tavizlerde anlaşarak yaz bitiminde tekrardan genel kurula gelmesini talep etti. Liese’nin talebi milletvekilleri tarafınca kabul edildi.

Domino tesiri devam etti

Başkan Metsola “Şimdi hepimiz sakileşmişken, yeni dosyaya geçelim mi?” diye sordu sadece ETS raporunun reddedilmesinin domino tesiri devam etti ve iki kilit iklim yasa tasarısı daha reddedildi. 

Bunlardan ilki bir kısmı ETS izin satışlarından finanse edilecek olan Toplumsal İklim Fonu ve diğeri ise tek pazara girmeye çalışan kirletici ithal ürünlere vergi getirecek olan Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizası.

Milletvekilleri bu üç dosyanın da ayrı bir oylamaya uygun olmayacak şekilde birbiriyle bağlantılı olduğu sonucuna vardı. Üç tasarı da genel kurulun kabul edeceği yeni bir tavizde anlaşmak suretiyle komiteye geri gönderilecek.

Her üç düzenleme de AB’nin karbon emisyonunu yıl sonunda Paris Anlaşması hedefleri doğrultusunda minimum yüzde 55′ azaltmak amacıyla geçen yıl Komisyon’un açıklamış olduğu 13 geniş kapsamlı ve dönüştürücü yasa teklifinin yer almış olduğu “55’e Uygun” (Fit For 55) paketinin bir parçası. 

Tasarının yasalaşması için ilkin AP, ondan sonra da Avrupa Konseyi’nde kabul edilmesi gerekiyor. Sadece ön görüşmelerin yarattığı kaotik münakaşa ortamı, görüşme sürecinin sıkıntılı ve yoğun geçeceği yorumlarına niçin oldu.

Putin Rusya’ya ilişik olan bölgeleri geri almak mevzusunda kendini Rus Çarı Büyük Petro’ya benzetti

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna’daki eylemlerini Rus çarı Büyük Petro’nun 18. yüzyılda İsveç’e karşı yürüttüğü cenk esnasında Baltık kıyılarını fethetmesine benzetti.

Perşembe günü bir müze ziyareti ile Büyük Petro’nun 350. doğum gününü kutlayan Putin, Saint Petersburg’daki bir grup genç girişimciye şunları söylemiş oldu: “İsveç’le savaşarak bir bölgeler fethettiği izlenimini ediniyorsunuz. Oysa hiçbir şey fethetmedi, hali hazırda bizlere ilişik olanı geri alıyordu.”

Daha sonraki yorumlarında Putin, Ukrayna’daki askeri operasyonunu Büyük Petro’nun Rus İmparatorluğunu genişletme kampanyasıyla karşılaştırdı.

Rus önder, “Görünüşe bakılırsa, Rusya’nın olanı geri vermek ve ülkeyi güçlendirmek de bizlere düştü. Varlığımızın temelini bu temel değerlerin oluşturduğu gerçeğinden hareket edersek, karşı karşıya olduğumuz meseleleri çözmeyi kesinlikle başaracağız.” dedi.

Putin: Geri almak ve güçlenmek bizim sorumluluğumuz

Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov’a bakılırsa Putin, çarın Rus tarihinde oynadığı görevi takdir ediyor ve Büyük Petro, Saint Petersburg’u kurduğunda “Avrupa’daki hiçbir ülkenin bu bölgeyi Rusya’ya ilişik olarak tanımadığını” hatırlattı.

Rusya’nın en büyük ikinci şehri 1703’te kuruldu. 1917 Rus devrimine kadar iki yüz yıldan fazla bir süre de Rus İmparatorluğu’nun başkenti olarak kaldı.

Putin, “Büyük Petro, Büyük Şimal Savaşı’nı 21 yıl süresince yürüttü” dedi. “İsveç ile savaştayken onlardan bir şey almadı, Rusya’nın olanı iade etti.” dedi.

Putin sözlerine şu şekilde devam etti: “Geri almak ve güçlendirmek de bizim sorumluluğumuz. Evet, ülkemizin tarihinde geri çekilmek zorunda kaldığımız, sadece bir tek gücümüzü tekrardan kazanmak ve ilerlemek için zorlandığımız zamanlar oldu.”

Büyük Şimal Savaşı neydi?

Büyük Şimal Savaşı, 1700 – 1721 yılları aralığında Rus ve İsveç imparatorlukları arasındaki bir çatışmaydı.

Danimarka, Norveç ve Litvanya ile koalisyon halinde olan Çar, İsveç’in şimal, orta ve doğu Avrupa’daki egemenliğine meydan okudu ve başarıya ulaşmış oldu.

Büyük Şimal Savaşı sonrası Büyük Petro, Rusya’yı önde gelen bölgesel bir güç ve Avrupa meselelerinde mühim bir oyuncu yapmış oldu.

Petro bir tek yayılmacı değil bununla beraber reformcu bir Avrupalıydı

Büyük Petro bununla beraber Rusya’nın ordusunu, devletini, kilisesini ve toplumunu geliştirmek için batıdan esin alan modernleştirici, Avrupai görünümlü bir liderdi.

Avrupa’ya yapmış olduğu bir geziden sonrasında, imparatorluğunun sınırı olan gelişiminin farkına vardı ve düzeltim ihtiyacına ikna oldu.

Büyük Petro’nun Avrupa’ya doğru kayması bugün Rusya’da hala mühim bir mirasa haiz.

Sadece Ukrayna işgali mevzusunda Moskova, Petro’nun Avrupa ile olan yakınlığını, reformlarını dile getirmeden bir tek bölgesel yayılmacılığına odaklanmayı tercih ediyor.

Tarihçi Daniil Kotsubinski AFP’ye verdiği demeçte, “Büyük Petro, Avrupa seçimi liberalizmin destekçilerinin de beğenmiş olduğu bir figürdür.” diyor.

mersin escort antalya escort bursa escort antalya escort istanbul evden eve nakliyat fethiye escort escort bayan